2 Ağustos 2011 Salı

Karınca kara'rınca

Yeni arkadaşlar iyidir. Yeni sohbetler getirir beraberinde. Seviyorum yeni insanlardan yeni şeyler öğrenmeyi. İş bu yazı da böyle bir yeninin sonucu yazılmaktadır. Bu yazıda geçen enteresan bilgileri öğrenmeme vesile(!) olan Gizem-Berrin ikilisine öpücükler yolluyorum :)

-------------------

Karıncaları pek sevmem ben aslında. Evime girerse gözünün yaşına bakmadan karınca kovucu tabletleri yerleştirip def ederim. Tabi o da can, kıyamam da hayvanlara zaten ama o da yaşayacağı yeri, girip giremeyeceği mekanı bilecek! Onun yeri ev değil. Bahçe, sokak falan işte. Ha ama 2-3 yaşlarında, hayvanları yeni öğrenme faslındaki bi ufaklığa karıncaları göstermek kadar güzeli de yok! Onun gözünden düşününce, karşısında durmadan koşuşturan bir sürü minik siyah nokta var (biraz daha linear aslında).

Aslında karıncaları pek sevmememde masalın da etkisi var. Çocukken çok mantıklı gelmişti, ne güzel sürekli çalışıyor, e tabi bak ağustos böceği salak ölüp gidecek, aferin karıncaya yem vermesin. Büyüyünce insan farkediyor tabi, asıl aptallık sürekli çalışmak! Ve Cem Yılmaz'ın dediği gibi: Ağustos böceği sanatcı adam! Bizim meymenetsiz karınca da çok görüyor 2 buğday tanesini. Ukalalık ediyor bir de en son "ben çalıştım da sen yattın da bıd bıd bıd"! Kızdım bak. Neyse.

sizce de biraz götleri kalkık değiller mi?

- Bir karınca yuvasına günde 2.400 böcek taşır.(Niye bu çaba)
- Karıncalar dünyanın 150 milyon yıl önce doğan ilk bilinçli hakimleri ve ilk toplum kurucularıdırlar.
- Karıncaların bulunmadığı 1 km2'lik bir toprak parçası yoktur.
- Karınca iki hafta su altında yaşayabilir.
- Karıncalar zehirlendiğinde sağ taraflarına düşerler.(Alkol aldıklarında da oluyormuş)
- Çok eski dönemlerde cerrahi dikişte kullanılan canlılardır. Brezilya kızılderilileri iri kıskaçlı karıncalara ameliyat amaçlı yaptıkları kesinin iki kenarını ısırtıp daha sonra başlarını kopararak karıncanın kıskacını dikiş aracı olarak kullanmışlardır. bu sırada da karınca asidinin antiseptik etkisinden yararlanmışlardır.
- Her kolonide 1 verimli dişi bulunur(kraliçe). Koloninin diğer tüm üyeleri kısır dişilerden oluşur. Çünkü erkek karıncalar çiftleştikten sonra ölürler.
- Yeni doğan verimli dişilerden yuvadan ayrılmayı başarabilen dişi uçup kolonisini kurabileceği bir yer bulur(bknz. bahar aylarındaki kanatlı karıncalar) Kanatlarını yiyerek beslenir. Doğurduğu erkeklerle çiftleşip kendi kolonisini kurar(bu biraz ensest geldi tabi.Ha bir de ana yuvadayken döllendiğini varsayıyorum)
- Karıncaların çift mideleri vardır. birini kendilerini doyurmak için, ötekini yuvanın başından ayrılamayan nöbetçi askerleri doyurmak için depo amaçlı kullanırlar(Nöbet değişimini düşünseler hiç fena olmayacak bence)
- Savaşmayı iyi bilen yaratıklardır. Kendi türleri arasında yaptıkları savaş sonucu güçlü türün zayıf türü esir aldığı ve onlara kölelik yaptırdığı izlenmiş, görüntülenmiş, hayretler içerisinde bırakmıştır. Kölelerine yemek getirtmek, yuvalarını yaptırmak, çeşitli tamirat işlerinde çalıştırmak gibi işleri zor kullanarak yaptırdıkları gözlenmiştir.(bak işte bildiğin barbarlar)
- Yapılan araştırmalara göre karıncaların hayvancılıkla uğraştığı, bu bağlamda bit besledikleri ortaya çıkmış(!). Çocuklarına sağıp yedirip sonra tekrar geri koyup ahırlarına besleyip yetiştiriyorlarmış.(Ölçeğiniz kaydı değil mi?!Senin boyutun ne evde bit beslemek ne! Hayvancılık neyine senin! Nasıl bi ölçek bu yahu! Bak yine ağzım açık kaldı)
- Ayrıca insanlar dışında tarım yapabilen tek hayvan türüdür. Kopardıkları bitki yapraklarını toprağın altındaki kolonilerinde yetiştirdikleri mantarlara yemek niyetine verirler ki bu mantarları da karıncalar gelişince yerler.(Tarım-Hayvancılık..Bunlar bildiğin yurdum hayvanıymış. Türkiye'de tarım hayvancılık bitti gerçi, acaba onlarda durum nasıldır?)
- Yaklaşık 150-200 karınca ulaşılamayan bir dala, ya da atlanması gereken uçurumlara(ki onların boyutundaki bir uçurum) birbirlerine ağız ve bacaklardan tutunarak köprü yapabilirler.(Yapı bilgisi 10 puan)
- Ormanda gezerken yolda gördükleri başı boş böceklere angarya işlerini yaptırırlar. Bu böceklerin daha sonra karıncalara gözükmemeye çalıştığı gözlenmiştir. (Al işte çalışkan falan değiller başkasına iş yıkıyorlar)

p.s. Kolonilerinde de sınıfsal bi ayrım var ama bunlar hakkında pek bilgi edinemedim. Sınıf atlama var mı, kız alıp verme var mı falan bunlar hali hazırda merak edilenler. Bütün bu bilgiler google search'te çıkan sitelerden, wikipediadan, kutsal bilgi kaynağı eksisozlukten (ne sorsam bilir ekşi, çok güvenirim) derlenip toplanmıştır.

Karıncalarla ilgili ben de niye bu kadar uzun yazdıysam... Neyse artık. Belki eblek güvercin hikayesinden sonra bir tane de aylak karınca hikayesi karalarım :)

6 Mayıs 2011 Cuma

Onarırız. Giderler, kalırız.

Liman

Güçlü fırtınalarda direkleri kırılmış
Gemiler bize sığınır...bulduk sanırız.

Görmezler. Varsa yoksa uzaklar...
Onarırız. Giderler, kalırız.

Sonra gecelerde. Bu son olsun, son
Gönderme... Engine yalvarırız.

Sonra büyür daha da
Korkunç yalnızlığımız.

Behçet Necatigil

--------------------

Mesele tam olarak bu sanırım. Daha derin değil, daha duygu dolu da değil. Fırtına geçip de güneş açana kadar sığınılacak bi liman bulma derdinde bazı insanlar. Ve biz, o limanlar, farketmeyiz bunu. Bulduk sanırız. Sonra kalırız.

10 Nisan 2011 Pazar

güvercin

Merhaba!

Ben bir güvercinim. Sıradan bir güvercin. Eblek bir güvercin. Arkadaşlarımla beraber görseniz ayırt edemezsiniz. Aslında farklıyız hepimiz. Ama siz bu farkları görmezsiniz, buna ayıracak ne vaktiniz vardır ne de biz güvercinler buna değeriz...Olsun.

Kendimi bildim bileli Şişli'deyim. Şişli Cami'nin önündeki ufak meydan var ya, hah işte orada takılırız ailem ve arkadaşlarımla. Her gün aynıdır. Genelde yem atarlar bize, bazen simit düşer payımıza, bazen de ufak bir çocuğun kemirirken düşürdüğü mısırları kollarız. Günler böyle gelip geçer, fazla düşünmeyiz... Eblek bir güvercinim dedim ya az önce... Günler böyle geçip gittiğinden. Kendimi bildim bileli böyle yaşadığım ve bunu hiç sorun etmediğimden.

Düşündüğüm zamanlar oldu aslına bakarsanız! Şehri düşündüm, bu kadar insan nereye koşuşturup durur bunu düşündüm, şu caminin minaresinden baktığımda gördüğüm yerleri merak ettim. Bakın şimdi size söylerken fark ettim, biz kuşuz madem neden uzak seyahatlere çıkmıyoruz? Gerçi bir defasında buna kalkıştım ama her yer yine taştı, her yer yine insan...Çok da yoruldum ayrıca! Annem de hep der zaten; "dışarısı tehlikeli, hem pek farklı bir şey de bekleme. Orada da bizim gibi güvercinler var. Yem bekler dururlar."

Seviyordum burayı. Her gün aynıydı. Yemlenip guguklayıp gezerdik. Yemekten sonra arkadaşlarımla minareye uçardık genelde. Ağaçlarda öğlen uykusuna yatardık. Ve ben büyüdüm günden güne, aynı şeyleri yaptım büyük bir sakinlik içinde....

Sonra günün birinde bir martı kondu yanıma öğle uykusu sonrası. Hep görürdüm martıları. Pek havalıdırlar. Pek durmazlar yanımızda. Sahi siz hiç bir martıyla bir güvercini yan yana gördünüz mü? O gün yanıma kondu işte. Tünemiştim bir köşede. Birden konuverdi yanıma. Ne kadar ürktüğümü de görünce yine o şen kahkahasından savurdu havaya. Ona bakmaktan kendimi alamadım. Tanrım ne kadar da parlaktı tüyleri! Hiç bu kadar yakınıma konmamıştı onlardan biri. Ya da ben hiç bu kadar parlak tüylü, bakımlı olanını görmemiştim. Işıl ışıldı kanatları. Belli ki bakımlı bir martıydı. Ah hala hatırlarım, ne de güzel temizlerdi kanatlarını... Ve ne güzel açardı onları güneşe karşı....

Ürktüğümü fark edince gülümsedi. Sohbet etmeye başladı benle. Korkma dedi. "Biliyorum biz martılar biraz dikkatsiziz, pek de özen göstermeyiz başkasına, ama sen korkma benden, benden sana zarar gelmez." Kanatlarını açıverdi birden, güneş gözümü almasın diye. Ama güneş ışınları kanatlarında öyle güzel oynaştı ki... Güneşten bile daha çok kamaştırmıştı gözlerimi. Zaten eblek bir güvercindim, şimdi iyice eksilmişti aklım... Birden kapanıverdim içime. Utandım tüylerimin halinden. Gitsin istedim. Parlaklığını azaltmaktan korktum. Ne kadar da parlaktı... Nasıl şen kahkahalar atardı... bi duysanız, bi görseniz hak verirdiniz bana! Bembeyazdı gövdesi. Grilikler vardı kanat uçlarında. Kuyruğundaki grilikler biraz daha koyuydu. Tertemiz turuncu bir gagası vardı. Gözleri pırıl pırıldı!

Konuştu, kahkahalar attı... Büyülenmiştim. Ne konuştuğunu bile hatırlamıyorum (belki de arkadaşlarımdan daha eblekimdir, bilemiyorum). Anlam veremedi eblekliğime. "Sevdim seni, ebleksin ama yanında olmak keyifli yine de. Görüşürüz minik güvercin. Ha bu arada! Benden korkmana gerek yok, özen göstereceğim seni bir daha ürkütmemeye" dedi. Ve kanatlarını açıp gitti lafı bitince. yine aynı şen kahkahasıyla...

Arkadaşlarım sardı etrafımı hemen. Duymuşlardı martının son sözlerini. Ve fark etmişlerdi nasıl büyülendiğimi. Umutlanma dediler. "Martılar pek havalıdır, denizde takılırlar hep, pek durmazlar buralarda. Hele bahar gelsin hiç inmeyecekler buralara! O da gelmez bir daha. Ciddiye alıp da gözleme yolunu. Hem sen daha önce hiç gördün mü bir martıyla bir güvercini yan yana?"

Sahi siz gördünüz mü hiç?

21 Ocak 2011 Cuma

içinde kargalar uçuşasıca!

- içimde kelebekler uçuşuyor özgür, çok heyecanlıyım! ama heyecanım geçiyor hemen...

- bak limon, kelebeklerin ömrü 1 gündür. bu yüzden içinde kargalar uçuşan insanların heyecanı daha uzun sürer. çünkü kargalar 150 yıl yaşarlar!

-aaa...o zaman içimizde kargalar uçuşşsun hep :)

-----------------------------

Bugün de içimde uçuşan birşeyler var, bakalım cinsi ne, ne kadar sürer...

19 Ekim 2010 Salı

Bekleyiş :(

Zor dedik ya beklemeler, zor işte. Bekle ki geçsin zaman, dindirsin içindekileri... Bekle ki rahatlasın kalbin, sıkışmasın artık. Bekle ki zayıflasın hafızan...

Kim bilir ne güzeldir unutkanlık. Zayıf bir bellekle ne huzurlu yaşar unutkanlar. Tek dertleri yeterince hatırlayamamaktır belki, ki bunu da hemen unutacaklardır.

Belki de tersine acıyı sızlayışı unutmamaktır uzun vadede en sağlıklısı. Yoksa pis bir döngüde bulur insan kendini. Acısı diner, kalbi gevşer, unutur tüm kötü zamanları. Sonra çıktı mı karşısına yeniden, tüm iyi niyetiyle açar kollarını. Unutmuştur ya hani, hatırlamaz başından geçenler, kestiremez yani yeniden başına geleceği. Sonra yine başlar sancı. Sonra bir daha, bir daha, bir daha, bir daha...

Bu unutmaların sayısını unutur bu sefer de. Bu döngüde kaç tur attığını sayamaz olur. Sonra bir bakar yıllar geçmiş, ve kim bilir kaçıncı tur atılmıştır.

Sonra düşer kolların yana. Gevşer vücudun (kalp kasılıdır ama halen), nefesin seyrekleşir... Beklersin. Artık bilirsin ki her şeyi denemiş sen, bütün tavsiye
edilen yolları tuttmuş ezberlemiş sen, oturup beklemelisindir.

Otur, derin bi nefes al, yanına bir kadeh al ve bekle. Bu sefer unutmazsın ama geçer belki? Kim bilir... Zaman.

15 Ekim 2010 Cuma

Bekleyiş :)

Ne zor beklemeler... Bazen heyecanlı, bazen endişeli... Ama hep saatleri durduran, hep kalbi zorlayan...

8 Ekim 2010 Cuma

an.

bu ofisten yağan yağmuru izlemeye bayılıyorum! sisin inmesini, taşkışlanın ıslanmasını... hele bir de patron olmayacak, alacam kahvemi oturacam balkonda... bundan öte keyif olamazdı sanırım :)

17 Eylül 2010 Cuma

Ben bugün ölmezsem daha da ölmem

15.09.10 / 20.00_______ Tepe atar
15.09.10 / 23.00_______ Arkadaşlardan yeterli gaz alınıp taşınmaya karar verilir. Patron, nakliyeci, yardımcı 2 arkadas ayarlanıp organize olunur
16.09.10 / 00.00-04.30__ Aslıcanla birlikte koca bir ev paketlenir, kolilenir... Kahramanımız gitmeye hazırdır
16.09.10 / 07.30 _______ Destek kuvvetler gelir, demontaj (var mı böle bişey) işlemleri tamamlanır
16.09.10 / 10.00 _______ Nakliyeciler gelir ve işlem başlar
16.09.10 / 13.00 _______ Tüm eşyalar elektriği suyu dogalgazı olmayan temizlenmemiş yeni eve atılmıştır
16.09.10 / 13.30 _______ İSKİ'ye gidip yetkililere yalvarma vaktidir
16.09.10 / 14.30 _______ Bu koşuşturmacayla en sevgili arkadaşın kına gecesi aynı güne denk düşmüştür. Maymun gibi gitmemek için kuaförün yolu tutulur
16.09.10 / 17.00 _______ Kıyafetler hazırlanıp kına mekanına ölümcül yolculuk başlar
16.09.10 / 19.00-02.00 __ Eğlence başlar, oturmak yasaktır. Neyse ki 15saat sonunda mideye bişeyler yollanabilmiştir
17.09.10 / 02.00-04.30 __ Gece muhabbetle bitmese olmazdır. Ölümüne dedikodu yapılır. Küçük sırlar ortaya dökülür :)
17.09.10 / 07.00 ________ Bostancı'dan Harbiye'ye işe ulaşma serüveni başlar
17.09.10 / 15.00 ________ Limon iştedir fakat servis dışıdır......

* Temizlenmesi gereken bir ev, baglanması gereken elktrık su dogalgaz, düğün için alınması gerekenler vardır.
** Serüven yarın düğünle hız kesmeden devam edecektir.
*** Her şeyin yerine oturması için bu haftanın geçmesi sabırla beklenmektedir.
**** Bütün bu karmaşa ve yorgunluğa rağmen pis bir insandan/durumdan kurtulmanın verdiği inanılmaz huzur vardır.

10 Ağustos 2010 Salı

Che bella giornata!!!!

Sersem gibi uyandığım bi güne keyifle ve enerjiyle devam edebildiğimi görmek beni şaşırttı walla :) ve cesaretlendirdi... Sinir bozucu rüyalarla bogusulan gecenin ardından günü kurtarabiliyormuş insan. Yeter ki bi gayret ufak bi enerji serpsin etrafına, o enerjiyi gidip yansıyıp geri dönebiliyor çünkü. Ya da belki biz mutlu olmaya iyimser olmaya sebepler arıyoruz sadece.... bilemedim şimdi hmmm... yok yok kuşkucu olmaya lüzum yok, kesin çarpıp bi yerlere geri dönüyor o enerji bize!
 
Limon İstanbul'dan Bildiriyor - Free Blogger Templates, Free Wordpress Themes - by Templates para novo blogger HD TV Watch Shows Online. Unblock through myspace proxy unblock, Songs by Christian Guitar Chords